30 Ağustos 2014 Cumartesi
Ağlarken dünyanın en güzel kadınıydım.
Kimsesiz kalmanın gururundan nasıl vazgeçtik. Camlar avuçlarımızda parçalanırken kanımızı sakin sakin izlerdik. Kırılışların zaferiydi bizi avutan. Bu yüzden ağlarken dünyanın en güzel kadınıydım...
Umay Umay
Hüzünlü bir şiir gibiydi.
Hüzünlü bir şiir gibiydi her şey. Artık yavaş yavaş anımsıyordum.
Günler geçiyordu. Bildiğim tek gerçek buydu. Şairin dediği gibi, kendimi ağır ve müşfik akan bir suyun koynuna bırakmış,gidiyordum.
Zeki demirkubuz, C Blok
Günler geçiyordu. Bildiğim tek gerçek buydu. Şairin dediği gibi, kendimi ağır ve müşfik akan bir suyun koynuna bırakmış,gidiyordum.
Zeki demirkubuz, C Blok
26 Ağustos 2014 Salı
Artık ölebilir miyim?
Bu son'du... Elimden çok şey gelir ama işte, olmuyor daha... Demiştim sana çok az kaldı diye Bitti, zaman doldu... Onları bekliyordum biliyorsun engel olmamak için... Ve gidiyorum.... Hoşçakal demeden(diyemeden).... Neyse unutma beni Hoşçakal..... Gitti... Ustu kalsin...
Artık ölebilir miyim?
İmkansız işte.
Hüznün bile güzeli varmış,
Derlerdide inanmazdım.
Yüreğimi bir sandala koydum
Göz yaşlarımın selinde sürüklenip gitmekte
Avuçlarımın arasında olup
Seni tutamamak öyle zorki
Ne desem yalan, gülüşler sahte
Görmüyorum kimseyi
Sensiz herşey tükenmekte.
Kıran kırana bir savaş verdiğim
Sonunda hiç bir ödül olmadığını bilerek
Canımı vermek yolunda
Gözümü bile kırpmadan.
Biliyorum hiç bir yol sana çıkmıycak
Ama ne varki, yolunu şaşırma ümidi beni hayatta tutan
Bu kadar yalan riya içinde
En acı gerçeğe aşık oldum
Ne çare,
Umuda gem vuran.
Ebru Küçükbaş
Derlerdide inanmazdım.
Yüreğimi bir sandala koydum
Göz yaşlarımın selinde sürüklenip gitmekte
Avuçlarımın arasında olup
Seni tutamamak öyle zorki
Ne desem yalan, gülüşler sahte
Görmüyorum kimseyi
Sensiz herşey tükenmekte.
Kıran kırana bir savaş verdiğim
Sonunda hiç bir ödül olmadığını bilerek
Canımı vermek yolunda
Gözümü bile kırpmadan.
Biliyorum hiç bir yol sana çıkmıycak
Ama ne varki, yolunu şaşırma ümidi beni hayatta tutan
Bu kadar yalan riya içinde
En acı gerçeğe aşık oldum
Ne çare,
Umuda gem vuran.
Ebru Küçükbaş
İmkansız olduğunu bile bile;
Kendime bile itiraf etmekten
korkuyorum.Sahi neydi bunun adı?Aşk mı?Hayranlık mı?Güzelliğinden
etkilenip kısa süreli bir beğenme arzusu mu?Kafamı kurcalayan o kadar
çok soru var ki,onu ilk gördüğümden beri bunun olmasından
korkuyordum.Başta sadece ondan etkilenip,hayranlık duygusu
sanıyordum.Ama gitgide ona bağlanıyordum.Başkası duysa kesinlikle
gülerdi halime.Hoş kendime bile itiraf etmekten korkuyordum...
İmkansız aşktı bu.En olmaması gereken zaman da en olmaması gereken kişiye aşık olmuştum.Yüreğime söz dinletemiyordum.O kadar güzeldi ki,simsiyah saçları,bembeyaz teni ve muhteşem bir gülüşü vardı.O güldümü herşeyi unuturdum.Öyle tatlı bir bakışı vardı ki,böyle güzel gözlü birine rastlamadım daha önce.Zayıf,narin elleri ve doğal,saf güzelliğiyle hemen dikkatleri üstüne çekerdi.Tatlı hoş sohbeti,mütevaziliği ve o sevecen ruhuyla gözümü kapadığımda bile unutmak mümkün olmuyordu hayalini...
Artık emindim duygularımdan.Bunun adı aşktı.Her ne kadar imkansız olsada,her ne kadar gülünç olsada,evet evet,emindim aşktı bu.Hemde imkansız aşk...
Herşeye rağmen
Herkese inat
İmkansız olduğunu bile bile,
Kendime bile inat
Seviyorum seni
Ölesiye...
Özgür Pamukcu
İmkansız aşktı bu.En olmaması gereken zaman da en olmaması gereken kişiye aşık olmuştum.Yüreğime söz dinletemiyordum.O kadar güzeldi ki,simsiyah saçları,bembeyaz teni ve muhteşem bir gülüşü vardı.O güldümü herşeyi unuturdum.Öyle tatlı bir bakışı vardı ki,böyle güzel gözlü birine rastlamadım daha önce.Zayıf,narin elleri ve doğal,saf güzelliğiyle hemen dikkatleri üstüne çekerdi.Tatlı hoş sohbeti,mütevaziliği ve o sevecen ruhuyla gözümü kapadığımda bile unutmak mümkün olmuyordu hayalini...
Artık emindim duygularımdan.Bunun adı aşktı.Her ne kadar imkansız olsada,her ne kadar gülünç olsada,evet evet,emindim aşktı bu.Hemde imkansız aşk...
Herşeye rağmen
Herkese inat
İmkansız olduğunu bile bile,
Kendime bile inat
Seviyorum seni
Ölesiye...
Özgür Pamukcu
24 Ağustos 2014 Pazar
”hayat devam ediyor”
Sonra dayanamıyorsun. Her şeyi içine atmaktan yavaşyavaş tükendiğini hissediyorsun. Seni çok iyi anlıyorumdiyen herkesin, seni anlamadığını görüyorsun. Enyakınından uzaklaşıyorsun. Yapabildiğin en iyi şeyin,yazmak olduğunu görüyorsun. Yazıyorsun. Herkesten
saklasan da, gizlesen de tükeniyorsun. Hani o dışarıya
verdiğin mutluyum imajı var ya, içini yiyip bitiriyor. Biri
gelse ve gerçekten de tam anlamıyla yanında olsa,
düzeleceksin gibi geliyor. Ama o kadar çok yenilgiye
uğradın ki sevmede, değer vermede, bir yanın hep
kimseye güvenme diyor. O yanına yenilmeye başladığın
zaman, asıl acıları tatmaya da başlıyorsun. İşte o anlar
kalbinin, aklını yendiği anlar oluyor. Ve benim kalbim
akılımı hep yeniyor. Değer vermekte bir sorun yokta,
aynı önemi, ilgiyi, sevgiyi, değeri göremeyince başlıyor
asıl sorun. Asıl sorunlar, asıl canını yakanlar oluyor.
Birde yitirdiklerin var, dönülmez yolda bıraktıkların, geri
dönmeyeceğini ezberlediklerin. Hani her şeyde derler ya
”hayat devam ediyor” aynen öyle. Ne giden geri geliyor,
ne kalanlar değerini biliyor, ne yerin, nede kıymetin
değişiyor. Sen sadece günden güne eriyorsun,
tükeniyorsun, hissizleşiyorsun. Ama gerçekten de bir
gün aklım bu savaştan üstün çıkarsa, o zaman tam
anlamıyla sevdiğim insanlar, tam anlamıyla soğukluğu
tadacaklar...saklasan da, gizlesen de tükeniyorsun. Hani o dışarıyaverdiğin mutluyum imajı var ya, içini yiyip bitiriyor. Birigelse ve gerçekten de tam anlamıyla yanında olsa,düzeleceksin gibi geliyor. Ama o kadar çok yenilgiyeuğradın ki sevmede, değer vermede, bir yanın hepkimseye güvenme diyor. O yanına yenilmeye başladığınzaman, asıl acıları tatmaya da başlıyorsun. İşte o anlarkalbinin, aklını yendiği anlar oluyor. Ve benim kalbimakılımı hep yeniyor. Değer vermekte bir sorun yokta,aynı önemi, ilgiyi, sevgiyi, değeri göremeyince başlıyorasıl sorun. Asıl sorunlar, asıl canını yakanlar oluyor.Birde yitirdiklerin var, dönülmez yolda bıraktıkların, geridönmeyeceğini ezberlediklerin. Hani her şeyde derler ya”hayat devam ediyor” aynen öyle. Ne giden geri geliyor,ne kalanlar değerini biliyor, ne yerin, nede kıymetindeğişiyor. Sen sadece günden güne eriyorsun,tükeniyorsun, hissizleşiyorsun. Ama gerçekten de birgün aklım bu savaştan üstün çıkarsa, o zaman tamanlamıyla sevdiğim insanlar, tam anlamıyla soğukluğutadacaklar...
Gitmelerinden belli Değil mi?
Sevdin mi beni diye sordun ya..
Geceleri kendimden çok sana dua edecek kadar sevdim seni..
Sesini duymadan güne başlamayacak kadar..
Hiç ağlama şimdi.. ikimizin yerine yeterince ağladım ben.
Zorlama kendini ,yaş gelecek kadar yürekli değil gözlerin senin.
Hiçte sevmedin..nereden biliyorsun diye sorma..
Gitmelerinden belli Değil mi?
Geceleri kendimden çok sana dua edecek kadar sevdim seni..
Sesini duymadan güne başlamayacak kadar..
Hiç ağlama şimdi.. ikimizin yerine yeterince ağladım ben.
Zorlama kendini ,yaş gelecek kadar yürekli değil gözlerin senin.
Hiçte sevmedin..nereden biliyorsun diye sorma..
Gitmelerinden belli Değil mi?
Kendini özle.
.. Bir şeyi özleyeceksen,
En çok da kendini özle.Masumluğunu,Çocukça saflığını,Hiçbir kire bulaşmamış zamanını...
Mehmet Deveci
Anlatabiliyor muyum..?
"Sonraki işim düşünmek oldu.
Kendimi onsuz düşünmek. Anlatabiliyor muyum..?"
Kendimi onsuz düşünmek. Anlatabiliyor muyum..?"
Friedrich Nietzsche
23 Ağustos 2014 Cumartesi
Biz;
Biz
bir devrik cümleyi
anlamlı kılan
iki noktayız seninle..
nefes
alır gibi
öldürürüz ayrılığı!
güzel bir rüya oluruz
tutuşan iki el oluruz
mutlu sonla bitiririz
tüm masalları..
Sercan Erdoğan
Her birimiz yıldız tozuyuz.
Müthiş olan şu ki, vücudumuzdaki her bir atom patlayan bir yıldızdan geliyor. Ve sol elimizdeki atomlar da muhtemelen sağ elimizdekilerden farklı bir yıldızdan geliyor. Fizik konusunda bildiğim en şiirsel şey bu: Her birimiz yıldız tozuyuz. Yıldızlar patlamasaydı burada olamazdık. Çünkü evrim için önemli olan karbon, azot, oksijen, demir vs. bütün elementler zamanın başlangıcında oluşmamıştı. Bunlar yıldızların nükleer fırınlarında oluşmuştu ve vücudumuza girebilmelerinin tek yolu yıldızların patlayacak kadar kibar olmalarıydı. O yüzden İsa'yı falan boşverin. Bugün burada olmamızı yıldızların ölmesine borçluyuz.
Lawrence Krauss
#Beyaz Zenciler
“Çocuk olmayı hiç sevmedim. Çevremdekilerin ancak baldırlarına kadar erişebiliyor olmayı, salonda paldır küldür yürüyen gürültücü devlere bakmak için başımı kaldırmayı, -yıllar sonra bunun çocuklar için uydurulmuş yalancı ve yapay bir dil olduğunu anlamış bulunduğum- konuşmalarını dinlemek zorunda kalmayı çok aşağılayıcı bulurdum. Hele şu sonsuz kibarlıkları! Salak herifin biri gönlünden kopup da sana bir teklik verdi diye kurulmuş saat gibi teşekkür etmek zorunda kalmak. Parayı ağzıma tıkıp, karnabahar kulaklarımı kıvırıp, bu ten rengindeki otomattan da aynı cevabı alabilirlerdi yani! Yetişkinler küçük madeni parçaları etrafa saçıp, ucuz saygı toplamayı ve bedavadan eğlenmeyi iyi bilirler.”
Beyaz Zenciler, Ingvar Ambjörnsen
Kolay mı hayat ?
Mutsuzluğun nedeni başarısızlıktan gelmemeliydi, hele hayal kırıklığı asla gözyaşlarının nedeni olmamalıydı... Neden insanlar bir türlü anlayamıyorlar hayattan hiçbir şey beklememeleri gerektiğini, diye düşündüm. Neden binlerce kitap, film, şarkı, şiir umudu tek hayat kaynağı olarak göstermiş, diye düşündüm... Hiçbir zaman ümit etmedim.Umutla tanışmadım. Eğer mutsuzluk, istediğini bulamamaktan, hayalini gerçekleştirememekten kaynaklanıyorsa sıradanlaşır. Sadece adı kalır. Güler geçerim sınavlarında başarılı olamadıkları için ağlayan gençlere, sevdikleri terk ettiği için intihar eden kadınlara. Kolay mı bu kadar tanımak mutsuzluğu hayatın karanlığında? En anlaşıldığı noktada başlar bilinmezliği hikayenin.Kolay mı hayat, daha zengin olamadağı için bir adamın ağlayacağı kadar?
Hakan GÜNDAY, Kinyas ve Kayra
22 Ağustos 2014 Cuma
Buluşmak üzere. ..
Bir başka 'Düş'de,
Bir başka 'Sonbahar' da
Bir başka 'Şiir'de tekrar buluşmak üzere. ..
başkasıyla mutlu olma...
Hiç gelemedigin şehrimin, bir kez olsun önünden geçemediğin evimin odasından, asla tutamayacagin ellerimle yazıyorum bu satırları sana. Dışarıda insanlar var sevgilim. El ele dolaşanlar, işine yetişmeye çalışanlar, çocuğunu dolaştıranlar. Dışarıda güneş var sevgilim. Yazları cok sıcak olur. Akşamüstleri vazgeçilmez. Sahiline ömür verilir. Ama hic göremeyeceksin ki. Aramızda kac kilometre var bilmiyorum. Çünkü bizim aramızda aşılamayacak olan uzaklıklar var. Ayrılıklar var sevgilim. Asla kavusamamak var. Aynı mahallede yaşıyor olsak bile yüzlerce kilometre uzakta olmayacak mıyım kokuna? Nasıl bu kadar uzadı yollar? Nasıl aşılmaz oldu engeller? Nasıl gelinmez oldu şehirler? Nasıl dokunamaz olduk birbirimize? Umduğun gibi mutluluk dilemeyecegim. Benimle olamadın başkasıyla ol dileklerinde asla bulunmayacagim. Çünkü ben bugüne kadar,ne büyüdüğüm icin oyuncağımi, ne yırtıldi diye fotoğrafımi, ne bitti diye kalemimi, ne yıkıldı diye hayallerimi bir başkasına hiçbir zaman vermedim. İyi ol, sakin ol, başarılı ol ama başkasıyla mutlu olma...
Elçin Gelir
Elçin Gelir
Diyemediler ki;
Dediler ki; Çok seversen sevdiğin seninle olur...
Diyemediler ki; Çok seversen en güzel acılar seninle olur, dinlediğin şarkılar kalbine dokunur. Gördüğün o sevgililer seni ağlatır, her mevsim üşütür zamanla masumiyetin kaybolur...
Mehmet Ali Kılınç
Diyemediler ki; Çok seversen en güzel acılar seninle olur, dinlediğin şarkılar kalbine dokunur. Gördüğün o sevgililer seni ağlatır, her mevsim üşütür zamanla masumiyetin kaybolur...
Mehmet Ali Kılınç
Ben, o sevmediğin...
"Merhaba sevdiğim,ben o sevmediğin;
Bugünde mi geçmedim aklının kıyılarından?”
Bugünde mi geçmedim aklının kıyılarından?”
Ümit Yaşar Oğuzcan
21 Ağustos 2014 Perşembe
umudumdun..Mavimdin.
umudum,Mavimdin sen...
gökyüzü gibi sonsuzdun...
beni baştan başa mutlu eden iyi adamdın sen
aslında başlamadan bitmiştik biz
bunu göremedik biz
sen beni en yanlış zamanda sevmiştin
yada sevdiğini zannetmiştim...
benim canım yanmasın diye çok ugraşırdın mesela
ama şimdi o bütün canımı yakan sensin
sevgilim diye hitap ederdik birbirimize
yanyana gelince iki utangaç aşık çocuklar gibiydik seninle
öylesine masum...
zaman bile daha yeni alışmıştı bize
biliyordum; zaman elbet bitecekti birgün bizim için
ama sen erken davrandın bana "git" dedin
"ayrılmamızdan başka hiçbir çaremiz yok. Sonumuz iyi bitmeyecek
üzüleceksin, dayanamazsın unut...." dedin
"unutamam" demiştim...
"herzaman üzüleceğine birkere üzül unutursun geçer" dedi
bitmiştim...kahrolmuştum..
umudum dediğim,tek mavim o, diye gökyüzünü sildigim
adam beni bir "unut geçer" kelimesiyle sonlandırmıştı...
bir saniye bile kaybolsam yanından ne yapar ne eder yanıma gelirdi
gözleriyle gözlerime anlam kazandırırdı...
şimdi bir yabancı gibi yanımdan öylece geçip gidiyor..
Ne acı !
sevgilimdin sen, korkarak utanarak sevdiğimdin...
masumduk oysa... utanırdık birbirimizin gözlerinin içine bakmaktan
işte biliyordum bu aşktı!!
ama değiştin...
ve
gittin
aramızda kilometrelerin bile anlam yitirdiği kadar mesafe var öylesine uzak ki..
"Niye bitti?" diye sordugumda
"senin için, bizim için" demiştin
benim için bizden vazgeçmişti o,
ama ben onu her haliyle kabul ederken
O beni doğrularımla kabul etmedi
Yalnız kalmıştım kendi karanlığımda
ve ben giderek daha siyahlaştım..
Çünkü O benim Mavimdi..
Onu sevince siyahımın mavi tonu olmuştu
şimdi biraz daha renksizleşiyorum...
şimdi ne deniz mavi, ne de gökyüzü
mavi seninle birlikte gitti bu şehirden...
umudumdun..Mavimdin..
ben senin için gökyüzü,denizi silmiştim gözlerimden
yalnızca sen vardın gözlerimde...
Dreamer
gökyüzü gibi sonsuzdun...
beni baştan başa mutlu eden iyi adamdın sen
aslında başlamadan bitmiştik biz
bunu göremedik biz
sen beni en yanlış zamanda sevmiştin
yada sevdiğini zannetmiştim...
benim canım yanmasın diye çok ugraşırdın mesela
ama şimdi o bütün canımı yakan sensin
sevgilim diye hitap ederdik birbirimize
yanyana gelince iki utangaç aşık çocuklar gibiydik seninle
öylesine masum...
zaman bile daha yeni alışmıştı bize
biliyordum; zaman elbet bitecekti birgün bizim için
ama sen erken davrandın bana "git" dedin
"ayrılmamızdan başka hiçbir çaremiz yok. Sonumuz iyi bitmeyecek
üzüleceksin, dayanamazsın unut...." dedin
"unutamam" demiştim...
"herzaman üzüleceğine birkere üzül unutursun geçer" dedi
bitmiştim...kahrolmuştum..
umudum dediğim,tek mavim o, diye gökyüzünü sildigim
adam beni bir "unut geçer" kelimesiyle sonlandırmıştı...
bir saniye bile kaybolsam yanından ne yapar ne eder yanıma gelirdi
gözleriyle gözlerime anlam kazandırırdı...
şimdi bir yabancı gibi yanımdan öylece geçip gidiyor..
Ne acı !
sevgilimdin sen, korkarak utanarak sevdiğimdin...
masumduk oysa... utanırdık birbirimizin gözlerinin içine bakmaktan
işte biliyordum bu aşktı!!
ama değiştin...
ve
gittin
aramızda kilometrelerin bile anlam yitirdiği kadar mesafe var öylesine uzak ki..
"Niye bitti?" diye sordugumda
"senin için, bizim için" demiştin
benim için bizden vazgeçmişti o,
ama ben onu her haliyle kabul ederken
O beni doğrularımla kabul etmedi
Yalnız kalmıştım kendi karanlığımda
ve ben giderek daha siyahlaştım..
Çünkü O benim Mavimdi..
Onu sevince siyahımın mavi tonu olmuştu
şimdi biraz daha renksizleşiyorum...
şimdi ne deniz mavi, ne de gökyüzü
mavi seninle birlikte gitti bu şehirden...
umudumdun..Mavimdin..
ben senin için gökyüzü,denizi silmiştim gözlerimden
yalnızca sen vardın gözlerimde...
Dreamer
20 Ağustos 2014 Çarşamba
#Tutunamayanlar
Yaşar
gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, nefes
alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım. Ki
nefessizlikten değil nefesten boğulmaktır marifetimiz…
Oğuz Atay
Oğuz Atay
birinin olması lazım.
gömülmek geceye.
bazen düşüncelere dalmak için
baş eğilir ya, işte öyle, düpedüz gömülmüş
olmak geceye. çepeçevre insanlar uyumaktadır
ufak bir oyunculuk, masum bir kendini aldatış
sanki evlerde uyumaktadırlar, sağlam yataklarda
sağlam çatılar altında, döşekler üzerinde boylu
boyunca uzanmış ya da büzülmüş, çarşaflar içinde
yorganlar altında, gerçekte bir araya gelmişlerdir
o bir vakitler ve sonraları olduğu gibi çöl gibi bir
yerde, açıkta bir konak, sayılamayacak kadar insanlar
bir önder, bir kavim, soğuk bir gök altında, soğuk
yapraklar üzerinde, önce ayakta, şimdi savrulmuş
yerlere, alınlar kollar üzerine bastırılmış, yüzler
yere doğru sakin soluyarak. ve sen uyanık durursun
nöbetçilerden birisin, yanıbaşındaki çalı çırpı
yığınından yanan bir odun parçasını sallayarak
ama en yakınını bulursun. neden uyanıksın
birinin uyumaması gerekiyor işte.
birinin olması lazım.
bazen düşüncelere dalmak için
baş eğilir ya, işte öyle, düpedüz gömülmüş
olmak geceye. çepeçevre insanlar uyumaktadır
ufak bir oyunculuk, masum bir kendini aldatış
sanki evlerde uyumaktadırlar, sağlam yataklarda
sağlam çatılar altında, döşekler üzerinde boylu
boyunca uzanmış ya da büzülmüş, çarşaflar içinde
yorganlar altında, gerçekte bir araya gelmişlerdir
o bir vakitler ve sonraları olduğu gibi çöl gibi bir
yerde, açıkta bir konak, sayılamayacak kadar insanlar
bir önder, bir kavim, soğuk bir gök altında, soğuk
yapraklar üzerinde, önce ayakta, şimdi savrulmuş
yerlere, alınlar kollar üzerine bastırılmış, yüzler
yere doğru sakin soluyarak. ve sen uyanık durursun
nöbetçilerden birisin, yanıbaşındaki çalı çırpı
yığınından yanan bir odun parçasını sallayarak
ama en yakınını bulursun. neden uyanıksın
birinin uyumaması gerekiyor işte.
birinin olması lazım.
Lale Müldür
"Beyaz Geceler"
"Baharın gelmesiyle birlikte Tanrı’nın bağışladığı bütün gücünü
ortaya koyarak süslenen, çiçeklerle bezenen bizim Petersburg kırlarında
insana dokunan, ama ne olduğu anlaşılmayan bir şey vardır. Bazen
yalnızca acıyarak bazen de hiç farkına varmadığımız,
cılız, hastalıklı bir genç kızı, ama bir gün, beklemediğimiz bir anda,
birdenbire değişerek anlaşılmayan bir güzelliğe bürünen bir kızı
anımsatır Petersburg kırları. Bu kızın karşısında şaşırmış, kendinizden
geçmişinizdir. Elinizde olmadan, "Hangi güç bu bezgin, düşünceli gözlere
parlaklık verdi? Bu çökmüş, solgun yanaklara kan nereden geldi? Bu
yumuşak yüz çizgilerine tutkuyu kim verdi? Bu göğüsler neden böyle
kabarıp kabarıp iniyor? Bu soluk yüzlü kıza birdenbire bu canlılığı,
diriliği, güzelliği veren nedir? Kim onun yanaklarına bu gülücüğü
kondurdu? Bu hayat dolu, şen şakrak kahkahaları veren kimdir?" diye
sorarsınız kendi kendinize. Gözleriniz birilerini arayarak çevrenize
bakınırsınız. Ve bir anda her şeyi anlarsınız. Ama o an hemen geçer;
belki de ertesi gün gene aynı dalgın bakışla, aynı solgun yüzle,
hareketlerdeki aynı ürkeklikle, bezginlikle, hatta bir anlık
taşkınlığından dolayı duyduğu pişmanlıkla, aynı tasayla, aynı hüzünle
karşılaşırsınız. Bu bir anda gelip geçen güzelliğin neden böyle kısa
ömürlü olduğunu ve artık bir daha dönmeyeceğini içiniz burkularak
düşünür, sevmeye bile vakit bulamadığınız bu aldatıcı, bir işe yaramaz
güzelliğe ta derinden kırılırsınız."
Dostoyevski
Dostoyevski
Ölüm Gelmişse
|
Bitmişse
Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz sefamlar Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse Bir akşamüstü garipliği Sarmışsa her yeri Güneş devrilmiş Renkler solmuş Sesler kesilmişse Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan Ve çiçekler Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın Bil ki olum saati gelmiştir Senden uzak, kendimden uzak Tüm umutlardan ve her şeyden uzak Ben olmuşumdur uzaklarda bir yerde Gövdesini kurtların oyduğu Bir ağaç gibi devrilmişimdir O ani sen bileceksin herkesten önce Herkesten iyi sen anlayacaksın Çaresizliğini, yıkılmışlığını Sevdiğin adamın Ve seni nasıl sevdiğini Duyacaksın derinden derine Belli belirsiz Bir gölge düşecek gözlerine Fakat ağlamayacaksın, ağlamayacaksın Sen tek gelinim, sen tek kadınım Sen güzelim, nazlım, bebeğim Kadersizim sen Gülerken ağlayanım, ağlarken gülenim Varlığım, nedenim, alınyazım benim Elbette ağlamayacaksın Çünkü sonsuzluklar Sonsuz sevenler içindir Çünkü olum Sevmeyi ve ölmeyi bilenler icindir. |
|
|
|
Ümit Yaşar Oğuzcan
|
UNUTULMAYANLAR
Biliyorum, unutamayacaksın!
Ağır ağır geçecek mevsimler,
Bir bir ağaracak saçının telleri
Solacak albümde eski resimler.
Beni hatırladıkça için ürperecek,
Boşanan gözyaşlarını tutamıyacaksın.
Boşuna zorlama kendini, sevdiğim;
Biliyorum, unutamayacaksın.
Ve biliyorsun, ben de unutamayacağım,
Eskimeyecek içimde sana ait ne varsa
Şöhretmiş, servetmiş herşey geçiyor, inan
Dostluklar ve sevgiler kalıyor, kalırsa.
Sen benim gökyüzümdün, denizim, toprağımdın,
Şimdi bir hatıra olamazsın belirsiz, uzak
Biliyorsun bazı şeyler vardır elimizde olmayan
İşte öyle imkansız birşey seni unutmak.
Zannetme ki herşey bitti sevdiğim;
Birgün yeşerecek şu sararmış yapraklar.
Ve bundan sonra kim severse dünyada;
Seni ve beni hatırlayacaklar
Ümit Yaşar Oğuzcan
BEKLEYENLER İÇİN
Bir
ayak sesi duymayayım
Kapıya
koşuyorum
Gelen
sen misin diye
Bir
siyah saç görmeyeyim
Yüreğim
burkuluyor
Ağlamaklı
oluyorum
Her
şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne
baksam
Gözlerinin
binlercesini görürüm
Bir
rüzgar değse yüzüme
Ellerini
düşünmeden edemem
Yaktığım
bütün sigaraların dumanları sana
benzer
Tadı
senden gelir
Yediğim
yemişlerin
İçtiğim
içkilerin
Ve
içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu
emsalsiz hüzün
Seni
beklediğim içindir
Resmine
bakamaz oldum
Uykulardan
korkuyorum artık
Utanıyorum
odamdaki bütün eşyalardan
Şu
sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu
ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
Şu
kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada
Ve
şu saat geldiğin anda
Durabilir
sevincinden
Zaman
çıldırabilir
Çünkü
benim dünyamda
Ölümsüzlük,
seni sevmek demektir.
Bir
çocuk doğmayı bekler
Bir
ağır hasta ölmeyi
Bitkiler
yağmur ve güneşi bekler
Yalnız
bir kadın sevilmeyi
Ve
düşün ki bir adam
İçinde
bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni
bekler
Asılmayı
bekleyen bir idam mahkumu gibi
Sen
gelinceye kadar
Pencerem
kapalı duracak
Rüzgar
gelmesin diye
Artık
perdeleri açmayacağım
Gün
ışığı girmesin diye
Sonra
kahrolacağım
Bu
karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve
günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin
diye, Nerdesin?
Bir
gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Ergeç
bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca
sonra
Öldüğüm
gün bile gelsen
Bütün
bu bekleyişimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar
gibi sevineceğim
Kalkıp
sarılacağım ellerine
Uzun
uzun ağlıyacağım.
Ümit Yaşar Oğuzcan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










